mehdi mehdi as hz mehdi
mehdi mehdi
hz mehdi

Hz.İbrahim’in Hanif Dini Ve Allah’a Dost Olmak | Sadıkun K. Mevlüd

 Twitter Facebook

HZ. İBRAHİMİN HANİF DİNİ VE ALLAH’A DOST OLMAK

Eûzubillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm

Sevgili Kardeşlerim, bir Cuma günün akşamında Allah’ın izniyle, Peygamber’imiz Muhammed (S.A.v)’in inâyeti ve Efendimiz’in himmetiyle gönül gönüleyiz. Kardeşlerimizle birarada olmak ve kardeşlerimle sohbet etmek ve birlik ve beraberlik içersinde kardeşlerimle beraber gönllerimizden bütün insanlığa sevgiyle haykırmak o kadar güzel ki Sevgili Kardeşlerim. Allahû Tealâ’nın Efendimiz’in himmetiyle bize verdiği bir güzellik, bir mutluluk.

İnşaallah Sevgili Kardeşlerim, bu sohbetimizin konusu, “Hazreti İbrâhîm’in Hanif dîni ve Allah’a dost olmak”

Sevgili Kardeşlerim, İslâm dîni deyince yani Kur’ân-ı Kerim’e göre Arapça adıyla İslâm dîni, Allah’a teslim olma dîni: Hazreti Muhammed (S.A.V) ve bütün peygamberlerin yaşadığı Hazreti İbrâhîm’in hanif dînidir. Yüce Rabbimiz Hac-78’de şöyle buyuruyor:

22 / HAC – 78: Ve câhidû fillâhi hakka cihâdih(cihâdihî), huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fid dîni min harac(haracin), millete ebîkum ibrâhîm(ibrâhîme), huve semmakumul muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûner resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe alen nâs(nâsi), fe ekîmûs salâte ve âtuz zekâte va’tesımû billâh(billâhi), huve mevlâkum, fe ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr(nasîru).

Ve Allah’da hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dînde sizin için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (A.S)’ın dînidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (Allah’a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur’ân-ı Kerim’de de), resûl size şahit olsun ve siz de insanlara şahitler olasınız diye. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı verin, Allah’a sarılın (Allah’ın Zat’ında yok olun). O, sizin Mevlâ’nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel yardımcı.

Sevgili Kardeşlerim, işte görüldüğü gibi Yüce Rabbimiz burada dîn için: “o babanız İbrahimin dinidir, O, sizi daha önce de “müslümanlar” (Allah’a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı verin, Allah’a sarılın (Allah’ın Zat’ında yok olun). O, sizin Mevlâ’nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel yardımcı.” buyuruyor.

Acaba Sevgili Kardeşlerim, neden Yüce Rabbimiz bu âyette “o babanız İbrâhîm’in dînidir” dedikten sonra “Allah’a sarılın, O sizin Mevlâ’nızdır”, diyor?

Çünkü işte Allah’ın dînini yaşamak, ancak Allah’ın dostu olmakla mümkündür ve kişi gerçekten Allah’a sarılmayı yani ruhunu Ona ulaştırmayı dileyerek Allah’ın dostu olunca, işte o zaman âyet-i kerimede: huve mevlâkum, fe ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr(nasîru). O, sizin Mevlâ’nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel yardımcı.“ diye buyurulduğu gibi, Yüce Rabbimiz dostları için ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır, öyle değilmi Sevgili Kardeşlerim?

Sevgili Kardeşlerim, mademki Yüce Rabbimiz Ali İmran-19’da: İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), Allah katında dîn, hiç şüphesiz (sadece) İslâm’dır.” buyuruyor,

ve Ali İmran 95’de: fettebiû millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), Öyle ise HANİF olarak İbrâhîm’in dînine tâbî olun.” buyuruyor.

Ve Hazreti Muhammed (S.A.V) Efendimiz Enam-161’de: Kul innenî hedânî rabbî ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin) dînen kıyamen millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), Muhakkak ki; Rabbim, beni hanif olarak Sıratı Mustakîm’e, kıyâmete kadar ayakta kalacak olan Hz. İbrâhîm’in milletinin dînine hidayet etti.” diye buyurduğu gibi ezelden ebede kadar yaşayacak olan dîn, tek dîn olan Hazreti İbrâhîm’in hanif dîni yani Arapça adıyla İslâm dînidir.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bu âyette, Enam-161’de: “Muhakkak ki; Rabbim, beni hanif olarak Sıratı Mustakîm’e, kıyâmete kadar ayakta kalacak olan Hz. İbrâhîm’in milletinin dînine hidayet etti.” diye buyurduğu gibi Sıratı Mustakîm nedir? Kur’ân-a göre Sıratı Mustakîm, Allah’a ulaşmayı dileyen Allah dostlarının ruhlarını Allah’a ulaştıran ve hidayete erdiren yolun adıdır.

Yüce Rabbimiz En’am Suresinin 126. ve 127. âyetlerinde: “Ve hâzâ sırâtu rabbike mustekîm (mustekîmen), Ve bu, senin Rabbine istikametlenmiş (yönlendirilmiş) yoldur. (Allah’a götüren yoldur).” Lehum dârus selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne). Rab’lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur.” diye buyurduğu gibi, Sıratı Mustakîm, Allah’a ulaştırıyor ve ruhları teslim yurduna yani Allah’ın Zatına ulaşan kişiler Allah’ın dostları, Allah’ın ermiş evliyasıdır. Ve yine Yüce Rabbimiz Yunus-25 ve 26’da buyurur ki:

10 / YUNUS – 25: Vallâhu yed’û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).

Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat’ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.

10 / YUNUS – 26: Lillezîne ahsenûl husnâ ve zîyâdeh(zîyâdetun), ve lâ yerheku vucûhehum katerun ve lâ zilleh(zilletun), ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Onlar için Ahsenül hüsna (yani Allah’ın Zat’ına ulaşmak) ve ziyadesi (daha fazlası, yani Allah’ın cemalini görmek) vardır. Onların yüzlerini bir keder kaplamaz ve bir zillet (küçük düşme, hakirlik) yoktur. İşte onlar, cennet halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Sıratı Mustakîm: Allah’a ulaştıran ve hidayete erdiren yolun adıdır ve seyri sülûk adlı yolculukla 7 kat gökleri ve 7 âlemi geçen kişinin ruhu Sitretül Münteha’ya ve oradan da dikey bir yolculukla teslim yurduna yani Allah’ın Zatına ulaşır.

Bediüzzaman Hazretleri de Onyedinci Sözde şöyle söylüyor: “acizim aciz olanı istemem, Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayrı istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî (ebedi dost, sonsuz sevgili) isterim.” buyuruyor.

Sevgili kardeşlerim! Yedi kat gökler, İndi İlâhi ve Sitretü’l Münteha deyince, hemen aklımıza miraç konusu geliyor. Hani Allahû Tealâ, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i, 14 asır önce miraç gecesinde katına yükseltmiş ve aynı gecede geri dönmüştü. Burada Peygamber Efendimiz (S.A.V)’n ruhu, fizik vücudun üstüne örtü olmuş ve Hazreti Muhammed (S.A.V) miraçta bedeniyle Allah’a ulaşmış ve orada Allah’ın Zatıyla görüşmüştü.

Acaba sevgili kardeşlerim! Neden Allahû Tealâ, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i göklere ve gök katlarından arşın üzerine çıkararak, Zatına götürmüştü? Çünkü burada birinci olarak bu gök katlarının ve Allah’ın Zatının varlığını ve Ona ulaşılabileceğini ispat etmek için. (Peygamber Efendimiz (S.A.V) miraçta fizik bedeniyle Allah’a yükselmişti, fakat Allah dostlarının sadece ruhları Allah’a yükselerek, Allah’a ulaşır.) Rad Suresinin 2. âyetinde buyurulur ki:

13 / RAD – 2: Allâhullezî refeas semavâti bi gayri amedin terevnehâ summestevâ alel arşı ve sehhareş şemse vel kamer(kamere), kullun yecrî li ecelin musemmâ(musemmen), yudebbirul emre yufassılul âyâti leallekum bi likâi rabbikum tûkınûn(tûkınûne).”

Görmekte olduğunuz semaları (gök katlarını) direksiz olarak yükselten Allah’tır. Sonra arşa istiva etti. Ve Güneş’i ve Ay’ı emri altına aldı. Hepsi belirlenmiş bir süreye kadar akıp gider. İşleri düzenleyip idare eder. Âyetleri ayrı ayrı açıklar ki; böylece Rabbinize mülâki olmaya (yani ölmeden evvel ruhunuzu Allah’a ulaştırmaya) yakîn hasıl edersiniz.

Sevgili kardeşlerim! Yüce Rabbimiz bu âyette gök katlarını ve Kendisinin arşa istiva ettiğini açıkladıktan sonra: “böylece Rabbinize mülâki olmaya (yani ölmeden evvel ruhunuzu Allah’a ulaştırmaya) yakîn hasıl edersiniz.” buyuruyor.

Bilindiği gibi sevgili kardeşlerim, miraç özel olarak Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e mahsustu. Ruhu fizik bedenin üzerine örtü olarak Allah’ın Zatına ulaşmış ve rüyetullaha mazhar olmuştu. Fakat daha önce zaten kalp gözüyle Allah’ı görüyordu ve bu defa Rabbimizi ruhunun baş gözleriyle görmüştü.

Fakat sevgili kardeşlerim, Allah dostları için fizik beden Allah’a ulaşamaz, lâkin sadece ruhları ulaşabilir. Eğerki bir kişi, Allah’a ulaşmayı dilerde mürşidine tâbî olur ve ruhu nefs tezkiyesine paralel seyri sülûk adlı yolculukla gök katlarını aşarak Allah’a ulaşır, teslim olursa; bu kişi, Allah’ın ermiş evliyası olur. İşte sevgili kardeşlerim, inşaallah konuyu  Said-i Nursî Hazretlerinin sözleriyle toparlayalım. Ve Saidi Nursi Hazretleri  Mektubatta şöyle buyuruyor:

Resul-i Ekrem Aleyhisselâtü Vesselamın miracı, onun seyr ü sülûküdür (Peygamber Efendimiz’in s.a.v. miracı seyr-i sülûk adlı yolculuk ile göklere yükselişidir), onun ünvan-ı velâyetidir (yani velîlik ünvanıdır).

Ehl-i velâyet (yani veli kullar, Allah dostları), nasıl ki seyr ü sülûk-i ruhanî ile, kırk günden tâ kırk seneye kadar bir terakki ile, derecât-ı imaniyenin hakkalyakin derecesine çıkıyor.

Öyle de, bütün evliyanın sultanı olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, değil yalnız kalbi ve ruhuyla, belki hem (cismiyle yani fizik bedeniyle), hem havassıyla, hem letâifiyle, kırk seneye mukabil kırk dakikada, velâyetinin keramet-i kübrâsı (yani veliliğinin en büyük kerameti)olan Miracı ile bir cadde-i kübrâ açarak hakaik-i imaniyenin en yüksek mertebelerine gitmiş, Mirac merdiveniyle Arşa çıkmış, Kab-ı Kavseyn makamında (yani Allah’ın Zat’ını gördüğü ve O’nunla görüştüğü makamda), hakaik-i imaniyenin en büyüğü olan iman-ı billâh ve iman-ı bil’âhireti aynelyakin, gözüyle müşahede etmiş, Cennete girmiş, saadet-i ebediyeyi görmüş,

O Miracın kapısıyla açtığı cadde-i kübrâyı açık bırakmış. Bütün EVLİYA-YI ÜMMETİ SEYR Ü SÜLÛK İLE, derecelerine göre, RUHANÎ ve KALBÎ BİR TARZDA O MİRACIN GÖLGESİ İÇİNDE GİDİYORLAR. Mektubat | Yirmi Dördüncü Mektup | 296

Görüldüğü gibi sevgili kardeşlerim, Said-i Nursî Hazretleri konumuzu çok açık olarak sözlerinde izah ediyor ve bu ifadesinde cadde-i Kübra diyerek Sıratı Mustakîm adlı yolu açıklıyor. Demek ki Peygamber Efendimiz (S.A.V) o miracın kapısıyla açtığı o cadde-i kübra’yı yani Sıratı Mustakîm adlı yolu açık bırakmış ve arkasındaki evliya-yı ümmeti ruhanî, ve kalbî tarzda seyri sülûk ediyorlar.

Yani “ruhanî tarzda” hem seyri sülûk ile ruhları Allah’a ulaşıyor ve hem de “kalbi tarzda” yani ihlâs makamında kalp gözleri ile gök katlarını görerek seyri sülûku gerçekleştiriyor, irşad oluyorlar ve salâh makamına çıkıyorlar. Said-i Nursî Hazretleri gene Sözler’de buyurur ki:

İşte Mi’rac, o hayt-ı münâsebetin gılâfı ve sûretidir ki, zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, o yolu açmış; velâyetiyle gitmiş, risâletiyle dönmüş ve kapıyı da açık bırakmış. Arkasındaki EVLİYÂ-İ ÜMMETİ, RUH VE KALP İLE o cadde-i nurânîde (Sırat-ı Mustakîm adlı nurlu yolda), Mi’rac-ı Nebevînin gölgesinde SEYR-İ SÜLÛK EDİP istidadlarına göre makamât-ı âliyeye çıkıyorlar. Sözler |Otuz Birinci Söz |532

Görüldüğü gibi sevgili kardeşlerim, Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’ın dostu olmak ve ehl-i velâyet olarak ruhu, fizik vücudu, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim ederek istidatına göre makamât-ı âliyeye çıkmak ve salihlerden olmak.

Sevgili kardeşlerim! Allah’a dost olmak: kişi eğer ki bütün kalpten Allah’a yönelerek: “Allah’ım, nasıl ki Hz. Üveys, Hz.Yunus Emre, Hz. Mevlana ve onlar gibi dostların sana nasıl ermişlerse ben de onlar gibi senin ermiş evliyan olmak ve Sana ulaşmak istiyorum”, derse, dilediği anda kişi Allah’ın evliyasıdır. Başta örnek olarak bütün peygamberler, resûller, Allah’ın salih mürşidleri ve Allah’a ulaşmayı dileyerek onlara tâbî olan kişiler, hepside Allah’ın dostlarıdır.

Sevgili kardeşlerim! Bilindiği gibi Allah’ın dostu olmak da 7 safhayı içerir. İslâm’ın 1. safhasında Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’ın dostu olan ve nefsinin kalbi %2 rahmet nuruyla nurlanan kişi, daha sonra 2. safhada mürşidine tâbî olur ve nefs tezkiyesine paralel seyri sülûk adlı yolculukla ruhu Allah’a ulaşıp teslim olur ve nefsinin kalbi %51 oranında nurlanır. İslâm’ın 3. safhası. Yüce Rabbimiz Bakara Suresinin 257. âyetinde dostları için şöyle buyuruyor:

2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).


Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

İşte sevgili kardeşlerim, ve Müzemmil-8’de: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).Ve Rabbinin İsmi’ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş. diye emir buyurulduğu gibi, Allah’ın zikriyle nefs tezkiyesine paralel ruhu Allah’a ulaşıp velâyet makamının ilk kademesinde fena makamında Allah’a teslim olan kişinin ruhu, fenafillah olur ve nefsinin kalbinin de %51’i nurlanır. Bu kişi, evvablardandır. Evvab nedir? Evvaplar, Allah’a yönelerek ruhu Allah’a ulaşıp sığınanlardır.

Ve Yüce Rabbimizin En’am Suresinin 127. âyetinde: Lehum dârus selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne). Rab’lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur.“ diye buyurduğu gibi, daha sonra zikrini artıran ve nefsinin kalbi %61 nurlanan kişinin ruhuna bekâ makamında Allah’ın katında huzur namazının kılındığı İndi İlâhi’de altın taht verilir.

Ve daha sonra Ahzap 41’de: Yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.” diye emir buyurulduğu gibi, çok zikirle Allah’ı zikrederek zühd makamına ulaşarak nefsinin kalbinin %71’i nurlanan kişi, zahidlerden olur. Bilindiği gibi sevgili kardeşlerim, zahidler deyince akla ilk gelen Allah dostlarıdır.

Daha sonra yolunda devam eden ve fizik vücudunu Allah’a teslim eden ve böylece nefsinin kalbi %81 oranında nurlanan kişi, muhsinlerden olur. İslamın 4. safhası.

Kişi daha önce ruhunu Allah’a ulaştırıp teslim ederek evvaplardan olmuştu ve ilk teslimini gerçekleştirmişti ve burada da ikinci teslim olarak vechini yani fizik vücudunu Allah’a teslim ederek muhsinlerden olur. Bu kişide bir Allah dostudur, fakat bu makama gelmiş muhsin olan bir Allah dostudur:

4 / NİSA – 125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).

O kişiden, vechi (fizik vücudu) dînde daha ahsen kim vardır? O kişi ki; vechini (fizik vücudunu) Allah’a teslim etmiş ve muhsinlerden olmuştur ve hanif olarak Hz. İbrâhîm’in dînine tâbî olmuştur. Ve Allah, Hz. İbrâhîm’i dost ittihaz etmiştir.

Görüldüğü gibi sevgili kardeşlerim, bu âyeti dikkatlice incelediğimizde, fizik vücudunu Allah’a teslim eden bu kişi, bu teslime ulaşabilmek için öncelikle ne yapmış? Nasıl ki Allahû Tealâ Hz. İbrâhîm’i dost ittihaz etmişti, Hazreti İbrâhîmin dînine tâbî olan bu kişi, Allah’ın dostu olmuştur.

Sevgili kardeşlerim! Demek ki Allah’a dost olmak, ilk önce kalbinden bir dilekle başlıyor. Şu dünya hayatını yaşarken ruhun Allah’a ulaşmasını dilemek. Ve Allah, mürşidine ulaştırıyor ve kişinin ruhunu Allah Kendisine ulaştırıyor. Sonra kişi Allah’ı zikrederek velâyet makamlarını geçiyor ve fizik vücudunu Allah’a teslim ediyor ve muhsinlerden oluyor.

Sevgili kardeşlerim! Muhsinler makamına ulaşıp fizik bedenini Allah’a teslim etmiş kişi, daha sonra Ali İmran 190, 191’de: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı). Hiç şüphesiz; göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, elbette ulûl’elbab için nice deliller vardır. Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim. O (Ulûl’elbab) ki; (lübblerin, Allah’ın sır hazinelerinin sahipleri), onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep, sürekli) Allah’ı zikrederler.” diye buyurulduğu gibi,  daimî zikre ulaşan ve nefsinin kalbi %100 nurlanan bu kişi, ulûl’elbab makanına ulaşır ve nefsi Allah’a teslim olur. Burası İslamın 5. safhası.

Görüldüğü gibi sevgli kardeşlerim! Kademe kademe nefsin karanlıkları dışarı atılıyor ve daimî zikre ulaşan kişinin kalbi tamamen nurlanıyor.

Daha sonra ihlâs makamında irşad olan bu kişi muhlislerden olur. Burası İslâm’ın 6. safhası. İhlâs, muhlis nedir? Nefsini halis kılmış kişidir. Yani nefsinin kalbi saf ve katışıksız olan kişidir ve hanifler olarak dînde halis kullar olmak yani ihlâs makamına ulaşmak İslâm’ın farz olan 6. safhasıdır.  Beyinne Suresinin 5. âyetinde buyurulur ki:

98 / BEYYİNE – 5: Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti).

Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur.

Ve daha sonra salâh makamında iradesini teslim eden kişi, salihlerden olur. Burası da İslamın 7. safhasıdır.

Hazreti İbrâhîm (A.S)’ın  Şuara 83’deki duasında: Rabbi heb lî hukmen ve elhıknî bis sâlihîn(sâlihîne). Rabbim bana hikmet bağışla ve beni salihlere dahil et.“ diye buyurduğu gibi, salihlerden olmak.

Hepside Allah’ın dostlarının geçtiği ve yaşadığı ayrı ayrı makamlardır ve en üst safhası salihler makamıdır. Onların hepside Allah yolunda olan Allah’ın dostlarıdır ve kimisi henüz Allah’a ulaşmayı dilemiş ve mürşidine tâbî olmuş, kimisinin ruhu Allah’a ulaşıp evvap olmuş, kimisi zahid, kimisi muhsin, kimisi ulûl’elbab, kimisi muhlis ve kimisi de salihlerden olan Allah dostlarıdır. Fakat hepsi de ayrı ayrı safhaları içeriyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V) Araf suresinin 196. ayetinde şöyle buyuruyor:

7 / A’RAF – 196: İnne veliyyiyallâhullezî nezzelel kitâbe ve huve yetevelles sâlihîn(sâlihîne).

Muhakkak ki; Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) indiren Allah benim dostumdur. Ve O, salihlere velîlik yapar (dosttur).

Ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)için Enam-14’de buyurulur ki:

6 / EN’AM – 14: Kul e gayrallâhi ettehızu veliyyen fâtırıs semâvâti vel ardı ve huve yut’ımu ve lâ yut’am(yut’amu), kul innî umirtu en ekûne evvele men esleme ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne).

De ki: “Semaları ve arzı yaratan Allah’tan başka bir velî (dost) edinir miyim? Ve doyuran (yediren) ve Kendisi doyurulmayan (yedirilmeyen) O’dur.” “Muhakkak ki ben, teslim olanların ilki olmakla ve müşriklerden olmamakla emrolundum.” de

İşte sevgili kardeşlerim! Ezelden ebede kadar kayyum olan ve Peygamber Efendimiz (S.A.V ve sahâbesinin yaşadığı, Hazreti İbrâhîm ((A.S)’ın hanif dîni, Allah’ın bir dostu olarak dört teslimle Allah’a teslim olmaktır. Öyleyse, Nisa 125’de: vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen). ve Allah, Hz. İbrâhîm’i dost ittihaz etmiştir. ve Bakara 131’de: İz kâle lehû rabbuhû eslim kâle eslemtu li rabbil âlemîn(âlemîne). Hani Rabbi ona (İbrahim (A.S)’a): “Teslim ol!” dediği zaman “Âlemlerin Rabbine teslim oldum.” dedi.” diye buyurulduğu gibi, Hazreti İbrâhîm (A.S)’ın hanif dîni Allah’ın dostu olarak Allah’a teslim olmaktır.

Ve sevgili kardeşlerim, İbrâhîm (A.S)’ın En’am-79’da:  İnnî veccehtu vechiye lillezî fatares semâvâti vel arda hanîfen ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).Muhakkak ki ben, hanif olarak yüzümü, yeri ve semaları yaratan Allah’ın Zat’ına döndürdüm.Ve ben, müşriklerden değilim.“ diye buyurduğu gibi, Allah’ın dostu olmak, Allah’ın Zat’ına yönelmekle başlıyor.

Ali İmran 67 ve 68’e baktığımızda bu ayetlerde: Mâ kâne ibrâhîmu yahûdiyyen ve lâ nasrâniyyen ve lâkin kâne hanîfen muslimâ (muslimen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne). İbrâhîm ne yahudi, ne de hristiyandı. Lâkin o HANİF olarak (Allah’a) teslim olmuştu. MÜŞRİKlerden de değildi. İnne evlen nâsi bi ibrâhîme lellezînettebeûhu ve hâzan nebiyyu vellezîne âmenû vallâhu veliyyul mu’minîn(mu’minîne). Hiç şüphesiz İbrâhîm’e insanların en yakın olanları, elbette (onun zamanında) kendisine tâbî olanlar ile bu Peygamber ve ÂMENÛ olanlardır. vallâhu veliyyul mu’minîn(mu’minîne). Allah, mü’minlerin dostudur.“ diye buyurulduğu gibi, Hazreti İbrâhîm (A.S)’ın zamanında hanif dînini yaşayanlar, Allah’ın bir dostu olarak Hazreti İbrâhîm’e tâbî olup, Allah’a teslim olan hak müminlerdi. Ve tek dîn bu olduğuna göre bütün devrelerde de aynı dîn yaşanmıştır.

Sevgili kardeşlerim! Birbirine bağlantılı olan, Şura-9, 10 ve 13. âyetlerde de şöyle buyuruluyor:

42 / ŞURA – 9: Emittehazû min dûnihî evliyâe, fallâhu huvel velîyyu ve huve yuhyîl mevtâ ve huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).

Yoksa O’ndan başka dostlar mı edindiler? İşte Allah; O, dosttur. Ve O, ölüleri diriltir. Ve O, herşeye kaadirdir.

42 / ŞURA – 10: Ve mahteleftum fîhi min şey’in fe hukmuhû ilallâh(ilallâhi), zâlikumullâhu rabbî aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb (unîbu).

Birşey hakkında ihtilâfa düşerseniz, artık onun hükmü Allah’a aittir. İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O’na tevekkül ettim. Ve O’na yönelirim.

42/ŞURA-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

“Dini ikame edin ve fırkalara ayrılmayın.” diye dîn olarak Nuh’a vasiyet ettiğimizi, sana vahyettiğimizi, İbrâhîm’e, Musa’ya ve İsa’ya vasiyet ettiğimizi, sizin için de (Allah) şeriat kıldı. Müşriklere, kendilerini davet ettiğin şey (yani Allah’a ulaşmayı dilemek) ağır geldi. Allah, kimi dilerse onu Kendisine seçer ve Kendisine yöneleni, O’na (Kendisine) ulaştırır.

Görüldüğü gibi sevgili kardeşlerim! Yüce Rabbimiz burada, Emittehazû min dûnihî evliyâe, fallâhu huvel velîyyu. Yoksa O’ndan başka dostlar mı edindiler? İşte Allah; O, dosttur. diyor ve Şura-13’de; dîn olarak Hz. Nuh’a, Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya ve hz. Muhammed (S.A.V)’e vahyettiği şeriatın aynısı olduğunu ve Kendisine yönelen kilşileri Kendisine ulaştıracağını söylüyor.

Sevgili kardeşlerim, Yunus Suresinin 105. âyetinde: Ve en ekim vecheke lid dîni hanîfâ, ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne). Ve yüzünü hanif olarak dîne yönelt. Ve sakın müşriklerden olma! diye buyurulduğu gibi, Allahû Tealâ birçok âyetlerde; hanif olarak Hz. İbrâhîm’in dînine tâbî olun ve müşriklerden olmayın, buyuruyor.

Müşrik, bilindiği gibi şirkte olandır. İki çeşit şirk vardır. Açık şirk, ya da gizli şirk. Açık şirk nedir? Allah’ın tek bir İlâh olduğuna inanmayan ve Allah’tan başka putlara ve onun gibi şeylere tapanlardır. Bu açık şirktir.

Gizli şirk; Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in “ümmetimin açık şirke girmesinden korkmuyorum, fakat karıncanın ayak sesinden bile sessiz olan gizli şirkinden korkuyorum” dediği, gizli şirktir.

Gizli şirkte olan kişi, vahdete yani Allah’ın tek bir İlâh olduğuna inanabilir, fakat Rum 31’de: Munîbîne ileyhi vettekûhu O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. ve ekîmûs salâte Ve namazı ikame edin (namaz kılın). ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. diye buyurulduğu gibi Rum-31 ve Rad-27’ye göre bu kişi, Allah’a yönelmediği için gizli şirkte ve dalâlettedir. Yani Allah’ın dalâlette bıraktığı hidayet üzere olmayan kişidir.

Eğer ki kişi, Rad-27’de: kul innallâhe yudillu men yeşâu de ki: Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve yehdî ileyhi men enâb ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).” diye buyurulduğu gibi kişi Allah’a yönelirse, bu âyete ve Rum-31’e göre dalâletten ve gizli şirkten kurtulup, hidayete erecektir.

Bilindiği gibi sevgili kardeşlerim, Allah’a yönelmek, takva ve hidayet Kur’ânın temelidir. Bakara Suresinin 2. âyetinde buyurlur ki:

2 / BAKARA – 2: Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh(fîhi), huden lil muttekîn(muttekîne).

İşte bu Kitap; O’nda hiç(bir açıdan) şüphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir.

Ve gene Enam-71 ve 72’de buyurlur ki:

6 / EN’AM – 71: kul inne hudallâhi huvel hudâ, ve umirnâ li nuslime li rabbil âlemîn(âlemîne).

De ki: “Muhakkak ki; Allah’a ulaşmak, o, hidayettir ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.”

6 / EN’AM – 72: Ve en ekîmûs salâte vettekûh(vettekûhu), ve huvellezî ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).

Ve namazı ikame etmek (ile de emrolunduk). Ve ona karşı takva sahibi olun. Ve Zat’ına haşrolunacağınız, O’dur.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ bu âyette, hidayetin Allah’a ulaşmak olduğunu ve Allah’a teslim olmanın üzerimize farz olduğunu ve bunun için de takva sahibi olmamız gerektiğini söylüyor. Ve Rum 31’e göre kişinin takva sahibi olabilmesi için, mutlaka Allah’a yönelmesi gereklidir.

Birçok ayetlere göre bütün peygamberler kavimlerine Allah’a kul olun ve takva sahibi olun diye tebliğde bulunmuşlardır. Allah’a yönelerek takva sahibi ve Allah’ın dostu olmak ve ruhu, fizik vücudu, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim ederek Allah’a kul olmak. Âyetlerde Hz. İbrâhîm (A.S) için buyurulur ki:

29 / ANKEBUT – 16: Ve ibrâhîme iz kâle li kavmihî’budûllâhe vettekûh(vettekûhu), zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn (ta’lemûne).

Ve İbrâhîm (A.S), kavmine: “Allah’a kul olun ve O’na karşı takva sahibi olun. Eğer siz biliyorsanız, bu sizin için daha hayırlıdır.” demişti.

29 / ANKEBUT – 22: Ve mâ entum bi mu’cizîne fîl ardı ve lâ fîs semâi ve mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Ve siz, (Allah’ı) yerde ve gökte aciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah’tan başka velîniz (dostunuz) ve yardımcınız yoktur.

29 / ANKEBUT – 23: Vellezîne keferû bi âyâtillâhi ve likâihî ulâike yeisû min rahmetî ve ulâike lehum azâbun elîm(elîmun).

Allah’ın âyetlerini ve O’na (Allah’a) mülâki olmayı (ruhlarını hayatta iken Allah’a ulaştırmayı) inkâr edenler; işte onlar, rahmetimden ümidi kestiler. Ve işte onlar ki; onlar için elîm azap vardır.

29 / ANKEBUT – 24: Buna rağmen onun kavminin (İbrâhîm (A.S)’a) cevabı: “Onu öldürün veya yakın!” demekten başka bir şey olmadı. Bunun üzerine Allah, onu ateşten kurtardı. Bunda muhakkak ki mü’min kavim için elbette âyetler (ibretler) vardır.

Öyleyse Hz. İbrâhîm’in hanif dîninin yani Arapça adıyla İslâm dîninin özelliklerine baktığımızda: Allah’tan başka ilâhları kendisine ilâh edinen  kişi, açık şirktedir. Demek ki açık şirkte olmamak için birinci olarak Allah’ın tek bir İlâh olduğuna inanmak gereklidir. Vahdet.

Gizli şirk nedir? Allah’ın tek bir İlâh olduğuna inanan, fakat Allah’a yönelmeyen ve böylece gizli şirkte olan kişidir. Ve demek ki ikinci olarak ve İslâm dîninin gereği olarak Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’a yönelmek ve böylece tek bir fırkayı yani tevhidi oluşturmak gereklidir. Tevhid. Kehf Suresinin-110. ayetinde şöyle buyuruluyor:

18 / KEHF – 110: Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ(ehaden).

De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.”

Üçüncü olarak da teslim olmak yani hanif olarak yani Allah’ın tek bir İlâh olduğuna inanarak Allah’a yönelmek ve ruhunu, fizik vücudunu, nefsini ve iradeni Allah’a teslim ederek İslâm’ın bütünü yaşamak.

İşte SİLM yani teslim kökünden gelen İslâm, Allah’a teslim olmaktır. Yani üzerimize ölüm gelmeden önce hanif olarak tek bir İlâh olan Allah’a yönelmek ve Zümer 54’de: Ve enîbû ilâ rabbikum Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin) ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin.) summe lâ tunsarûn(tunsarûne). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.” diye emir buyurduğu gibi, üzerimize ölüm gelmeden önce Allah’a teslim olmak.

İşte sevgili kardeşlerim, ezelden ebede kayyum olan tek dîni yaşamak ve fırkalara ayrılmamak için, Rum 30 ve 31’de Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne). Kayyim olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez. Munîbîne ileyhi vettekûhu O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. ve ekîmûs salâte Ve namazı ikame edin (namaz kılın). ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.” diye buyurulduğu gibi, Allah’a yönelerek, yani Allah’a ulaşmayı dileyerek takva sahibi ve böylece gizli şirkten kurtularak Allah’ın evliyası olmak gereklidir.

Neden takva sahibi olarak Allah’ın evliyası olmak diyoruz, sevgili kardeşlerim? Çünkü Enfal-34’de: in evliyâuhû illel muttekûne ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne). O’nun dostları ancak takva sahibi olanlardır. Ve fakat, onların çoğu bilmezler.” diye buyurulduğu gibi,

ve Casiye-19’da: ve innez zâlimîne ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din), vallâhu veliyyul muttekîn(muttekîne). Muhakkak ki zalimler birbirinin dostudurlar. Ve Allah, takva sahiplerinin dostudur.” diye buyurulduğu gibi, kişi ancak Rum Suresinin 31. âyet-i kerimesine göre Allah’a yöneldiği ve böylece takva sahibi olduğu cihetle ve bu âyetlere göre, Allah’ın evliyasıdır ve onlar Ali İmran 68’de: vellezîne âmenû vallâhu veliyyul mu’minîn(mu’minîne). ve ÂMENÛ olanlardır. Allah, mü’minlerin dostudur.” diye buyurulduğu hak mü’min olan âmenûlardır.

Sevgili kardeşlerim! Öyleyse takva nedir?

Takva sahibi olan kişi, mutlaka Allah’a yönelerek Allah’ın dostu olup mutlaka Allah’tan uzaklaşacağından korkarak kendisini günahlardan sakındırır ve Allah’a ulaşıp, Ona yaklaşmak ve Ona teslim olmak amacıyla kendisini Allah’ın emirlerine, ibadete ve zikre verendir. İşte onlar, Allah’ın dostlarıdır, sevgili kardeşlerim. Vasıta emirlere uyarak hedefe koşar.

Ve sevgili kardeşlerim, Allah’a yönelerek Allah’a ulaşmayı dileyen ve Allah’ın dostu ve hak mü’min olan bu âmenûlar, Yunus Suresinin 62. ve 63. âyet-i kerimelerinde: E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne). Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne). Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun da olmazlar, öyle değil mi? Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.” diye buyurulduğu gibi Allah’a ulaşmayı diledikleri anda hem Allah’ın evliyası ve hem de takva sahipleridir,

ve âyetin devamındaki Yunus-64’de: Lehumul buşrâ fîl hayâtid dunyâ ve fîl âhıreh(âhıreti), lâ tebdîle li kelimâtillâh(kelimâtillâhi), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah’ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.“ diye buyurulduğu gibi onlar, kurtuluşa ulaşanlar, cennet saadetini kazananlardır:

29 / ANKEBUT – 24: Buna rağmen onun kavminin (İbrâhîm (A.S)’a) cevabı: “Onu öldürün veya yakın!” demekten başka bir şey olmadı. Bunun üzerine Allah, onu ateşten kurtardı. Bunda muhakkak ki mü’min kavim için elbette âyetler (ibretler) vardır. Buyuruyor yüce Rabbimiz.

24 / NUR – 52: Ve men yutıillâhe ve resûlehu ve yahşallâhe ve yettakhi fe ulâike humul fâizûn(fâizûne).

Ve kim Allah’a ve resûlüne itaat ederse ve Allah’a huşû duyar ve O’na karşı takva sahibi olursa o taktirde işte onlar, onlar kurtuluşa erenlerdir.

Buyuruyor yüce Rabbimiz.

Sadıkun K. Mevlûd

Aranan Bilgiler

hz ibrahim\in dini hz ibrahim hz ibrahimin dini hanif dini hz ibrahimin hanif dini hz ibrahim hanif dini ibrahim dini hz ibrahimin dini nedir dini hz ibrahim dini hz ibrahim kimdir hz ibrahim\in dini nedir hz ibrahimin hayatı ibrahimin dini hz ibrahim\in hanif dini

İlgili Yazılar:

  1. Sen Rabbine Dost Olmayı Dileyensin | Sadıkun K. MevlüdAllah'a ulaşmayı dilemek Allah'a doslt olmayı dilemektir. Allah'a dost olmayı dileyenler kimlerdir?...
  2. ‘Onun Adı Adıma, Babasının Adı Babamın Adına Uyar’ Hadîs-i Şerif | Sadıkun K. MevlüdHz Mehdi hadisleri, Mehdi Resulün özellikleri, Mehdi a.s hakkında hadisler. "'Onun Adı Adıma, Babasının Adı Babamın Adına Uyar'" Hadîs-i Şerifinin detaylı açıklaması (tefsiri)...
  3. ALLAH, ALLAH’a ULAŞMAYI DİLEYEN HAK MÜMİNİ AZAP ETMEM CEHENNEMDE YAKMAM BUYURUYOR | Sadıkun K. MevlüdCehennem'den nasıl kurtulunur? Nasıl Cennete gidir? Cennet için hangi dua yeterlidir? Allah'u Teala bütün insanlar için tek bir kurtuluş reçetesi vermiştir. İnsanlığın var olduğu günden beri bu kurtuluş reçetesi hiç...
  4. Devrin İmamları Allah’a Çağırırlar | Sadıkun K. MevlüdDevrin imamları kimlerdir? devrin imamı nedir? müceddidler ne için gelir? İnsalın tarihi boyunca Allah neden yer yüzüne tüm zamanlarda bir devrin imamı göndermiştir?...
  5. Mehdi (A.S) Nereye Davet Ediyor? | Sadıkun K. MevlüdMehdi a.s insaları nereye çağrıyor? Mehdi Resul'un çağrısı, Hz. Mehdinin insaları kurtaracak olan çağrısı nasıl olacaktır?...
  6. Mehdi Resul’e Yakînen İman | Sadıkun K. MevlüdMehdi a.s'ma iman etmek gerekir mi?. Mehdi Resul'e iman ne demektir? Aynel Yakin nedir?...
  7. Mehdi Resul’e İman | Sadıkun K. MevlüdMehdi Resule iman neye imandır? Hz. Mehdiye iman etmek farz mıdır? Hz. Mehdi a.s'ma imanın edilmesi gerektiğini gerek hadislerle gerekse kuran ayetleri ışığında hep birlikte öğrenelim....
  8. MÜRŞİDE TÂBİİYET VE TÖVBE ESNASINDA VERİLEN 7 Nİ’MET | Sadıkun K. MevlüdMürşide tabiyet gerekli midir? Allah'ın bir hak mürşidine ulaşma neden önemlidir? Mürşidsiz olur mu? Mürşid olmadan dinde ilerlemek mümkün müdür?...

“Hz.İbrahim’in Hanif Dini Ve Allah’a Dost Olmak | Sadıkun K. Mevlüd” için 2 yorum

  1. Özcan Kanburlar diyor ki:

    Allah hepimizi dostluğunu kazanmayı nasib etsin inşallah. Başka söze ne hacet.

  2. necati. diyor ki:

    O kadar güzel dile getirmissin biz hep islami dini anlatanlardan dinlerdik hic arastirmadan inandik fakat simdi sohbetlerini dinliyoruz sohbetlerinde kur an ayetleri vehadisi serifler var ve bir önceki devrin imamlarinin sözleri var mehdi a.s. geldigini de sohbetlerinde haykiriyorsun bu sohbetleri dinliyenler inaniyorum ki mehdi a.s. arayacaklar bende burdan haykiriyorum bu sohbetleri dinlesinler bakipta gecmesinler hacet namaziyla mehdi a.s. allahtan sorsunlar mehdi a.s. gelecegini yillar öncesinden duymustum mehdi a.s. gelecek alimler ona karsi gelecek cünkü alimlerin bilmedikleri ilmi anlatacak fakat anlattiklari kurn anda olucak senin anlattilarinda mehdi a.s. dan geliyor allaha sükürler olsun artik yanlis ögrendigimiz dinimiz ne kadar güzelmis sadece allaha ulasmaYI DILEYIP ALLAHIN DOSTU OLMAK VE SEVMEKMIS ALLAH RAZI OLSUN